T.C. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/12930 – K. 2010/509 – T. 25.1.2010

• MURİS MUVAZAASI ( Tapu İptali ve Tescil – Miras Bırakanın Sağlığında Mal Varlığının Tamamını veya Bir Kısmını Mirasçıları Arasında Hoş Görü İle Karşılanabilecek Makul Ölçüler İçerisinde Paylaştırmışsa Mirasçısından Mal Kaçırma İradesinden Söz Etme Olanağı Olmadığı )

• TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Miras Bırakanın Sağlığında Mal Varlığının Tamamını veya Bir Kısmını Mirasçıları Arasında Hoş Görü İle Karşılanabilecek Makul Ölçüler İçerisinde Paylaştırmışsa Mirasçısından Mal Kaçırma İradesinden Söz Etme Olanağı Olmadığı )

• MAL KAÇIRMA İRADESİ ( Muris Muvazaası Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil – Miras Bırakanın Sağlığında Mal Varlığının Tamamını veya Bir Kısmını Mirasçıları Arasında Hoş Görü İle Karşılanabilecek Makul Ölçüler İçerisinde Paylaştırmışsa Söz Edilemeyeceğ )

• PAYLAŞTIRMA ( Her Bir Mirasçıya Geçirilen Malların ve Hakların Nitelikleri ve Değerleri Hakkında Uzman Bilirkişiden Rapor Alınarak Paylaştırmanın mı Yoksa Mal Kaçırma Amacının mı Üstün Tutulduğunun Aydınlığa Kavuşturulmasının Zorunlu Olduğu )

818/m. – 2644/m. – 4721/m.

ÖZET : Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin meretlerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Dinlenen ve aksini doğrulayan herhangi bir kanıt elde edilmeyen tanık beyanlarından miras bırakanın mal satmaya ihtiyacı olmayıp, temliklerinmirasçılardan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğu; dosya kapsamıyla sabittir, öyleyse bu parsel için mahkemenin muvazaa olgusunun kanıtlanamadığı yolundaki değerlendirmesinin de doğru olduğu söylenemez.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, ortak miras bırakan babası İ. K.’ın çekişme konusu taşınmazlardaki paylarını mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak davalı oğullarına temlik ettiğini ileri sürerek, payı oranında iptal ve tescil isteminde bulunmuştur.

Davalılardan M., davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, 812 nolu parsel yönünden muvazaa iddiasının ispatlanamadığı; diğer parseller yönünden ise 10 yıllık hak düşürücü süre ve muvazaa iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Selda Özer’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, 812 parsel yönünden kanıtlanamadığından, diğer parseller yönünden ise hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, bu tür isteklerde dava hakkının murisin ölümüyle ortaya çıkacağı kuşkusuzdur. Başka bir anlatımla, Kadastro Yasasının 12/3. maddesi hükmünde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanmasında murisin ölüm tarihi büyük önem taşır. Anılan yasal düzenlemeye göre, kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. Başka bir ifadeyle anılan sürenin ancak hakkın kadastro tespit tutanağının tanzim tarihinden önce doğması halinde uygulama imkanına kavuşur. Tutanağın tanziminden sonra doğan haklara ilişkin açılan davalarda uygulama yeri yoktur. Miras bırakanın ölümü ile tereke intikal eder ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar. ( TMK.599. md. ) Dosya içeriği ve toplanan delillerden miras bırakanın tespitten sonra 25.1.2006 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.

Buna göre, 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin 812 parsel dışındaki taşınmazlar bakımından da uygulanamayacağı tartışmasızdır. Öyleyse 810, 815, 823, 785, 811 parseller yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair kararın isabetli olduğu söylenemez.

Hal böyle olunca, işin esasına girilerek gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

812 parsel yönünden temyiz itirazlarına gelince;

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını mirashakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.

Öte yandan miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin meretlerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Somut olaya gelince; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde deliller değerlendirildiğinde dinlenen ve aksini doğrulayan herhangi bir kanıt elde edilmeyen tanık beyanlarından miras bırakanın mal satmaya ihtiyacı olmayıp, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğu; dosya kapsamıyla sabittir, öyleyse bu parsel için mahkemenin muvazaa olgusunun kanıtlanamadığı yolundaki değerlendirmesinin de doğru olduğu söylenemez.

SONUÇ : O halde, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.